Erdoğan: İki yıl içinde yıllık 700 yerli ultrason cihazı üretmeyi hedefliyoruz
İstanbul, 31 Ekim (Hibya) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ve TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni’nde konuştu.
İstanbul, 31 Ekim (Hibya) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ve TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni’nde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:
"Aziz milletim, saygıdeğer bakanlar, tıp camiasının kıymetli temsilcileri, değerli misafirler; hepinizi en kalbi duygularımla hürmetle muhabbetle selamlıyorum.
Bu sene 12'ncisi düzenlenen Türk Tıp Dünyası Kurultayı ile 2026 TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni'nde sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum.
Farklı illerimizden, gönül coğrafyamızdan ve dünyanın dört bir yanından programımızı teşrif eden tüm misafirlerimize şükranlarımı sunuyor, aziz İstanbul'umuza hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. Dün biliyorsunuz Ankara'da Türk Devletleri Teşkilatımızın 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni başarıyla gerçekleştirdik.
Öncesinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı Türk devletlerinden seçkin konuklarımızın teşrifleriyle bu sene çok daha coşkulu bir şekilde kutladık. Şimdi de bir başka tören vesilesiyle Türk dünyasından kardeşlerimizle bir aradayız.
Tıp biliminin nabzını tutan bu anlamlı organizasyonu yine başarıyla tertipleyerek bizleri buluşturan Sağlık Bakanlığımızı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığımızı yürekten tebrik ediyorum.
"Sağlık çalışanlarımız gece gündüz özveriyle çalışıyor"
Sizlerin şahsında 81 ilimizde gecesini gündüzüne katarak çalışan, hastalara şifa dağıtan, hasta yakınlarına ümit ve dirayet aşılayan sağlık ordumuzun her bir mensubuna selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.
Hekimlerimiz, hemşirelerimiz, hasta bakıcılarımız, teknisyenlerimiz; yani sağlık çalışanlarımızın hemen hepsi hakikaten yüksek bir tempoda görev yapıyor, milletimizin kaliteli sağlık hizmetlerine hızlıca erişebilmesi için gece gündüz demeden özveriyle çalışıyor.
Merhum Erdem Bayazıt'ın o veciz ifadesiyle "beyaz giysilerinden uykular dökülen" tabiplerimiz çoğu zaman kendilerine ve ailelerine ayıracakları vakitten feragat ederek, gerektiğinde daha az uyuyarak, daha az dinlenerek dertlere deva olabilmek için çaba harcıyor.
Bu vesileyle ister kamuda isterse özel sektörde olsun sağlık hizmetlerimizin bugünkü seviyelere gelmesinde payı olan; emekleriyle, gayretleriyle, çalışkanlıklarıyla daha sağlıklı bir Türkiye'nin inşasına katkı sunan tüm kardeşlerimize, tüm hocalarımıza bugün bir kez daha teşekkür ediyorum.
Sağlık bilimlerine yeni eserler, yeni ufuklar kazandıran, hastalarımızın hayatına dokunan fakat bugün aramızda olmayan tüm doktorlarımızı da rahmetle yâd ediyorum.
Şunu öncelikle ve özellikle ifade etmek istiyorum; Tıp dünyasının tüm paydaşlarının aynı masa etrafında buluşması, aynı meseleler üzerine istişarelerde bulunması çok ama çok değerlidir.
Bu anlamda 3 gün boyunca icra edilen bilimsel oturumların verimli geçmiş olmasını, buralardan sadır olacak fikirlerin ise sağlık camiamız, milletimiz, Türk dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda planlanan ve "Üreten Sağlık" yaklaşımını merkeze alan 12. Kurultay'ı yeni yol haritalarının değerlendirilmesi noktasında son derece stratejik bir buluşma olarak görüyorum.
Aynı şekilde ilaç, aşı ve tıbbi cihaz sektörlerini akademi ve iş dünyasıyla bir araya getiren Üreten Sağlık İş Forumu'nun da yeni yatırım hamlelerine kapı aralayacağına inanıyorum. Birazdan farklı kategorilerde ödüllerini takdim edeceğimiz bilim insanlarımızı ve firmalarımızı tebrik ediyor, hem tıp literatürüne hem de sağlık sektörüne yaptıkları katkılar için kendilerine teşekkür ediyorum.
Bugün başarılarıyla milletçe iftihar ettiğimiz kıymetli hocamız Sayın Aziz Sancar da aramızda. Aziz Sancar hocamızın "Ben bilim yapmayı ondan öğrendim" diyerek kendisinden sitayişle söz ettiği merhum Profesör Doktor Muzaffer Aksoy'un şu sözlerini burada sizlerle paylaşmak isterim.
Tıbba nasıl baktığımızı, hekimlerimizin insanlık için ne kadar önemli olduğunu ülkemizin yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından Muzaffer Aksoy hocamızın şu cümlelerinde çok net görebiliyoruz; Tıp öyle bir bilim dalı ki konusu insanın maddi ve manevi acılarını dindirmek ve ona çare bulmaktır.
Tıbbın bu asil amacına yaklaşabilmek ve hatta erişebilmek için onun evlatları olan doktorlar yalnız akıllarıyla değil, hayatları pahasına çalıştılar; bu uğurda vatan ve hürriyet için ölenler kadar takdis edilmeye layık şehitler verdiler. Fakat asil olduğu kadar çok tehlikeli olan bu yoldan vazgeçmediler.
"Tıp ve hekimlik hayati bir öneme sahiptir"
İşte bu vasıfta binlerce kahraman, yüzlerce yıl zekâdan, akıldan, azimden ve iradeden yoğrulmuş çekiçlerini bu uğurda salladılar. İnsan zekâsının hayret verici ürünlerinden biri olan tıp ilmini meydana getirdiler. Acılı insanlığın ona minnet ve şükranlarından örnekler mi istiyorsunuz? Git, biraz önce ızdırap ve ağrıların en can alıcısından kıvranan anneyi dinle. Git, serumuyla çocuğunu kurtaran köy hekimine duygusunu ilkel fakat içli sözlerle anlatırken dinle. Git, yarım saat önce ameliyat masasına yarı ölü terk ettiği babasının operatörün ameliyatıyla tekrar hayata döndüğünü görerek saadetlerin en yücesini duymakta olan oğlun sözlerini dinle.
Evet; tıp ve hekimlik bizim için işte bu kadar hayati bir öneme sahiptir. Her şeyden önce bizim inanç değerlerimiz yaşamak ve yaşatmak üzerine kuruludur. Bir fidana can suyu vermek, kanadı kırık bir serçeyi şefkatle tedavi etmek, yalnızca bedene değil ruha da şifa ve sekinet temin etmek tarihimizin ve kimliğimizin özünü teşkil etmektedir.
Bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmek, bir insanı yaşatmanın da tüm insanlığı yaşatmak olarak görülmesi şifa medeniyetimizin inanç ve iman temelleridir.
Kıymetli hocalarım, tarihimize baktığımızda bize özel bu şifa medeniyetinin sembolü olan sayısız örnekle karşılaşıyoruz. Biliyorsunuz biz daha 13. asırdan itibaren hem hekimlerimizle hem de darüşşifalarımızla Anadolu'ya ve insanlığa ışık saçmış bir milletiz.
Selçuklu döneminde inşa edilen Kayseri'deki Gevher Nesibe Hatun Darüşşifası, Sivas'taki İzzettin Keykavus Darüşşifası, restorasyon işlemlerini tamamlayarak geçtiğimiz sene Tokat'ta yeniden hizmete aldığımız Gökmedrese bunlardan bazılarıdır.
Aynı şekilde Osmanlı'nın vakıflar eliyle hayata geçirdiği Edirne, Bursa, Fatih, Haseki Sultan, Atik Valide darüşşifaları ve daha nicesi sağlık meselesine nasıl yaklaştığımızı gösteren mihenk taşlarıdır. Şuraya özellikle dikkatlerinizi çekiyorum; bunların tamamında sağlık hizmetleri bilâbedel, yani ücretsiz veriliyordu.
Hasta yakınları tabhane denilen misafirhanelerde yine ücretsiz konaklıyordu. Talebeler ise hem teorik hem pratik boyutlarıyla tıp ilmini tahsil ediyorlardı.
İbn-i Sina'nın birikimi Şerafeddin Sabuncuoğlu, Altuncuzade, Şeyh Salih, Hekimbaşı Ahi Mehmed Çelebi ve daha pek çok isimle asırlar boyunca Türk-İslam coğrafyasında zenginleşti, dünyaya buradan ihraç edildi. Hipokrat'ın "Bir yerde tıp sevgisi varsa, orada insanlık sevgisi vardır" sözü Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" vecizesinde hayat buldu.
"Kurumlarımız dünyaca ünlü hekimler yetiştirdi"
Şurası da çok önemlidir; Avrupa'da psikiyatrik rahatsızlıkları olan hastalar canlı canlı yakılırken buradaki bimarhanelerde hastalar diğer yöntemlerin yanı sıra musiki makamlarıyla, su sesleriyle, aromaterapi ile tedavi edildi.
19. asırdan itibaren Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve diğer eğitim kurumlarımız dünyaca ünlü hekimler yetiştirdi. Cumhuriyetle birlikte tıptaki bu birikim üniversitelerimiz ve hocalarımızın katkılarıyla daha da geliştirildi, takviye edildi. Şunu da ayrıca dikkatlerinize sunmak isterim; tıpta bilgi, maharet, yetenek ve kabiliyet şüphesiz önemlidir.
Fakat bizde tüm bunlar aynı zamanda hekimlik ahlakıyla teçhiz edilmiştir. Hekimin halden anlaması, vicdan ve sorumluluk sahibi olması, hastaya ve hayata mütekamil bir nazarla bakması beklenmiştir. Yani bugün tıp etiği olarak adlandırılan kural ve normlar bizde zaten bir hekimin taşıması gereken hasletler olarak ele alınmıştır.
Hamdolsun bugün de bilim insanlarımız oldukça nitelikli, deyim yerindeyse çığır açan işlere imza atmayı sürdürüyor. Nitekim birazdan TÜSEB ödüllerini tevcih edeceğimiz hocalarımız, kuruluşlarımız farklı alanlarda çok önemli çalışmalar icra ediyor. Geçmişteki başarılarımızın yeni buluşlarla, yeni eserlerle devam ettirilmesini bu açıdan çok kıymetli buluyorum. Gençlerimizin de sizleri örnek alarak ileride inşallah çok daha büyük işler başaracağından hiçbir şüphe duymuyorum.
"Tıpta devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor"
Sizlerin de çok iyi bildiği bu hakikatleri esasında şunun için ifade ediyorum: Bugün diğer alanlar gibi tıpta da devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor. Özellikle yapay zeka ve dijital teknolojilerin devreye girmesiyle araştırma-geliştirme çalışmalarından üretim metotlarına sürecin her aşamasında önemli kazanımlar elde ediliyor.
Artık cerrahi operasyonlar yüzlerce kilometre mesafeden makineler yardımıyla gerçekleştiriliyor, hastaların durumu uzaktan takip ediliyor. Burada odaklanmamız gereken temel husus, bu yeniliklere adapte olabilmenin ötesinde akışa yön verebilmektir. Geliştirdiğimiz ürün ve projelerle, yaptığımız bilimsel araştırmalarla sürekli daha iyinin peşinde olabilmektir.
"Tıbbi cihaz ve ekipmanlarımızı artık biz üretiyoruz"
Bizler devlet ve hükümet olarak 24 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Yatırımlarımızla, desteklerimizle, teşviklerimizle sağlık altyapımızı güçlendirmek için yoğun gayret sarf ediyoruz. Bilhassa sağlıkta yerli üretim modeliyle tıbbi cihaz ve ekipmanlarımızı dışarıdan almak yerine artık biz üretiyoruz.
Batman'da kendi imkanlarımızla ürettiğimiz solunum cihazlarımızı hem hastanelerimizde kullanıyor hem de 45 ülkeye ihraç ediyoruz. Sağlık Bakanlığımızın ASELSAN iş birliğiyle geliştirdiği otomatik şok cihazlarımızı 16 ülkeye gönderiyor, mobil dijital röntgen cihazlarımızı kamu hastanelerimizde vatandaşlarımızın hizmetine sunuyoruz.
Dünyada çok az ülkenin üretebildiği kalp-akciğer makinesini tamamen öz kaynaklarımızla geliştirdik ve kullanıma sunduk. İleri teknolojiyle donatılan yapay zeka destekli yerli yoğun bakım monitörlerimizi kliniklerimizde kullanmaya başladık.
Kanserle mücadelede kişiselleştirilmiş tedavinin zirvesi olan CAR-T hücre tedavileri ve üretim teknolojisini kendi mühendislik kabiliyetlerimizle üretip başarıyla uyguluyoruz. Şimdi hedefimiz kendi ultrason cihazımızı geliştirmek. İnşallah önümüzdeki iki senenin sonunda en az yüzde 71 yerlilik oranına sahip, yıllık 700 ultrason cihazı üreteceğiz.
Tıbbi cihaz tedariğinde de yerli ürünlere artık daha fazla ağırlık veriyoruz. Son bir yılda kamu alımlarındaki yerlilik oranını 7 puan artırdık. Bütün bunları birer başlangıç olarak görüyoruz. İnşallah çok daha güzel, çok daha verimli işler yapacağız.
Sağlık mimarimizi tüm bileşenleriyle çok daha verimli, nitelikli, dayanıklı hale getireceğiz. Savunma sanayiinde nasıl destan yazdıysak aynı başarıları sağlık sektöründe de elde edeceğiz. Bu süreçte varsa eksiklerimiz gidereceğiz. Şayet varsa ihmallerimiz telafi edeceğiz.
Sizlerin de güçlü desteğiyle sağlıkta zirveye oynamayı sürdüreceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ödül sahiplerimizi tekrar tebrik ediyorum. Programa iştirak eden tüm kardeşlerime, tüm hocalarıma, misafirlerimizin tamamına şükranlarımı sunuyorum."
Hibya Haber Ajansı
© Copyright 2026 724haberler Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.